Archive for March, 2009
March 22, 2009 at 11:38 pm · Filed under politics / economics
This blog in English. Apologies as it concerns US economics, I thought there may be some foreign interest in the blog.
Tim Geithner will be announcing the plan for toxic assets US banks. I have read the NY Times article which explains the details, and to be honest I am suprised to see President Obama and Team Economy Obama go with this route. The leaked plan is very similar to all the toxic asset plans explained before, and frankly did not ring any bells with the general public before. The 85% non-recourse debt for private investors providing 15% equity to bet on the toxic assets auction sounds like a great idea - for the private investors considering their downside risk is quite low in case of default (unless Team Economy Obama know something we don’t - that these assets will most definitely default therefore it is better to get private money on as much as possible).
I am worried, not because I don’t trust President Obama and his economic team to get USA (and from there the World economy) out of trouble, but the route he is taking is a very difficult one which could end up with Mr. Geithner’s resignation and period of increased political instability as President Obama loses approval during his first year of Presidency. I would like to see President Obama get elected for another four-year term and with this route his Presidency may be entangled with an issue which may stay with him throughout his first term.

Britney:
With a taste of your lips
I’m on a ride
You’re toxic I’m slipping under
With a taste of a poison paradise
I’m addicted to you
Don’t you know that you’re toxic…
March 17, 2009 at 11:40 pm · Filed under politics / economics
Bu hafta itibariyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından dördüncü olduğu iddia edilen bir ekonomik canlandırma paketi yürürlülüğe konuldu. KDV ve ÖTV oranlarında yapılan bir düşüş ile özellikle otomotiv sektöründe talep canlanması yoluyla ekonominin canlanması hedefleniyor. Bu paket üç aylık bir süre için geçerli olacak ve Haziran 2009′da sonlanacak. Bu süre zarfında bu paketin özellikle iç talebin canlanmasında bir etkisi olacağına inanıyorum. Zaten, 3 Mart 2009 tarihli yazımda da, önerilerimdeki kısa dönemli çözümlerden bir tanesinin KDV ve ÖTV indirimi dolayısıyla olmasını desteklemiştim.
Fakat ekonomi’den gelen bir diğer veri alarm zilleri çalıyor. 16 Mart Pazartesi günü Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Aralık 2008 için Hanehalkı İşgücü İstatistikleri açıklandı. Resmi açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz. TUIK - Isgucu Aralik 2008. Kısaca özet geçelim: Türkiye’de ekonomik sorunların birinci göstergesi olan kapasite kullanım düşüklüğü ve sanayi üretimindeki düşüş sonrası, artan işsizlik oranı Türkiye’nin 2009-2010 ekonomik performansındaki en önemli risklerden biri. Malum, dış piyasalardaki talebin daralmasıyla çok gerilemiş olan ihracat ve ithalat rakamları ile Türkiye ekonomisini ayakta tutacak olan iç talebin üzerinde işsizlik oranlarının da artmasıyla ciddi baskılar oluşturacaktır.

Netekim, yukaridaki OECD grafiğinde de benim eklemelerim ile görebildiğiniz üzere kırmızı kutu olan Türkiye’deki işsizlik oranı OECD ülkeleri arasında en yüksek ikinci (Avrupa’daki finansal ve ekonomik krizden en çok ülkelerin başında olan İspanya birinci) sırada yer alıyor. Aslında, Avrupa Birliği’ndeki işsizlik istatistikleri ile Türkiye karşılaştırılabilir değil, netekim Türkiye’de mevcut durumda uzun süredir işsiz olmasından dolayı işgücü sınıflaması dışına çıkarılmış fakat iş imkanı olsa çalışacak olanlar işgücü içinde sayılmadığı için, bu rakamın yaklaşık olarak 1 milyon kişi olarak tahmin edilmesi ve mevcut işgücünün 24 milyon civarında olduğunu ve resmi işsiz saysının 3 milyon olduğunu düşünürseniz, gerçek işsizlik oranının Türkiye’de 17.1% seviyesinde olduğunu hesaplayabilirsiniz.
Peki, işsizlik konusunda tablo karanlık. Ama bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Öncelikle şu ana kadar yapılanları konuşalım ve yapılması gerekenleri de bilahere listeleyelim.
Yapılanlar
1 - Kısa dönemli iç talebi arttırmak için ÖTV ve KDV oranlarındaki indirim - sonuç: her ne kadar iç talebin canlanmasını kısa dönemli olarak gerçekleştirse de, iş imkanı yaratması mümkün değil (4. Paket)
2 - Kısa çalışma ödeneği - sonuç: Renault, Tofaş ve bu hafta itibariyle Ford’un başvurmuş olduğu kısa çalışma ödenekleri, sanayicinin (özellikle otomotiv) işçi çıkarmasını engelleyeceği için başarılı ama etkileri çok düşük seviyede çünkü sanayinin tamamına uygulanması çok zor (3. Paket)
3 - Eximbank’ın ihracatçılara yönelik vereceği kredilerdeki artış - sonuç: dış pazarlardaki talebin daralmasından dolayı düşüşte olan ihracat rakamları ile çok doğru bir hedef seçilmiş olsa da genel olarak kullanılması çok zor olan ve koşullarını yerine getirebilecek firma sayısının azlığından dolayı etkileri düşük seviyede olacaktır (2. Paket)
4 - 1. paket konusunda endişelerim var çünkü hafızalarda kalmamış???
Yapılması Gerekenler
5 - Koordinasyon: ekonomide koordinasyon sanıldığından çok daha önemli ve ekonomik koordinasyonun ülkemiz nezdinde içinin doldurulması lazım. Netekim mevcut hükümette ekonomiden sorumlu veya ekonomi ile ilgili 8-9 tane bakan ve ekipleri mevcut. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son icraatı olan ÖTV ve KDV oranlarındaki indirim, yurtdışı piyasalarındaki düzelmeler, IMF ile anlaşma yapılabileceği sinyalleri ve seçim takviminin sonlanması, Türkiye piyasasını yaklaşık olarak üç ay rahatlatacaktır. Fakat Türkiye’nin rahatlamaya vakti yok, çünkü hızla artacak bir işsizlik sosyoekonomik sorunları da beraberinde getirecektir. Bu sebepten acilen bu süre zarfında, içinde bir çok konuyu ele alan orta vadeli krizden çıkış master planı yapılmalı ve piyasaya toplu bir paket olarak sunulmalıdır. Peki nedir bu konular:
a) IMF ile anlaşma sağlanması
b) Konut kredileri alınmasında vergi teşviği
c) Kredi garanti fonu
d) Seçilmiş sektörlere yatırım teşviği
e) ÖTV, KDV ve diğer vergi oranlarında kalıcı (en azından orta vadeli) düşüşler
f) Kalıcı vergi reformu
Bu saydıklarım her ne kadar bir çok konuya değinse de ve her biri küçük paketler olarak yorumlanabilir olsa da, bu konuların genel bir paket olarak ele alınması ve bir kere de uygulanmaya başlanması orta vadede kalıcı etkiler yaratabilir. Ayrıca, böyle bir paketin kesinlikle (ama kesinlikle!) orta vadeli bir plana bağlanması, hem sanayi hem de tüketici nezdinde, yapılacak desteklerin sürelerinin ve etkilerinin tam olarak anlatılması gerekmektedir.
Aslında bu ekonomik krizin Adalet ve Kalkınma Partisi’ni zor durumda bırakacağını düşünenler var. Aksini düşünüyorum. Ben şu andaki iktidar partisi olsaydım eğer şöyle düşünürdüm: Genel seçim tarihi belli. O tarihe kadar olan süreç için bir orta vadeli ekonomik plan ve yol haritası çizerdim, netekim bunu Meclis’ten geçirmek için yeterli donanıma sahibim ve bu yapılması gereken adımları ivedi bir şekilde atarım. Böylece genel seçimler öncesinde arkama alacağım ekonomik atılımlar rüzgarı ile seçime daha iyi girerim.
(Heyyt! Fuat uyan sen iktidar partisi değilsin…)

March 14, 2009 at 1:06 am · Filed under travel
Uzun zamandır yazamadım bu sebepten özür dileyerek konuya giriyorum. İş için gittiğim ve hayatımda ilk defa ziyaret ettiğim iki şehir: Kayseri ve Konya. İç Anadolu’nun en büyük şehirlerinden. İkisinde de yaklaşık nüfus 1 milyon civarında. Çok mutaassıp ve tutucu olduklarını bildiğim bu şehirler ile ilgili çok derin yorum yapmam imkansız, çünkü herbirinde sadece birer gün geçirdim. Her iki şehirde de çarşıya çıkma ve sokakta dolaşma şansım oldu. Bu sebepten sadece bu ziyaretlerimle ilgili tespit yapabilirim. Tanıştığım insanların hepsi gerçekten çok iyi niyetli, yardımsever ve güleryüzlü insanlar..
Kayseri: Kaldığımız Hilton Oteli, şehrin tam göbeğindeki Kale-Cami-Cumhuriyet Meydanı’nın karşısında. Gerçekten şehri ve meydanı görmesi açısından çok güzel. Aynı zamanda şehirdeki en güzel otel olduğunu öğrendim. İnanılmaz bir kalabalık var otelde, firmaların ve resmi idarelerin toplantıları hep burada yapılıyor. İşin enteresan tarafına gelelim… Akşam yemek isterseniz seçeneğiniz çok, netekim Kayseri’de birçok güzel lokanta var. Fakat içkili bir yemek tercih ediyorsanız, seçenekler sınırlı. Çünkü bütün Kayseri’de içkili yemek servisi yapan sadece bir lokanta var. O da Hilton’un en üst katındaki teras lokantasında.

Kale’yi dolaşırken yaşlı bir amcayla sohbete dalıyorum. Kale Osmanlılar’dan mı kaldı diye soruyorum. “Oğul, Selçuklular’dan beri Anadolu’da taş üstüne taş koyan olmadı, bu da Selçuklular’dan kalma…” Gözümün bir diğer ucunda ise Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi ile diğer partilerin hizmet temalı seçim pankartlarına gözüme ilişiyor, yaşlı amcanın sözlerindeki ironi hafif bir tebessüm veriyor bana.. Halbuki daha geçen hafta Kayserispor-Fenerbahçe maçını izlemiş, gerçekten ülkemiz için değerli olan bir yapıt olan Kadir Has Stadyumu’nun açılışını ve Fenerbahçe’nin kazandığı maçı televizyondan izlemiştim. Yaşlı amca, “Oğul, Kadir Has Stadyumu’nu sen Kayserililer mi yaptı zannediyorsun? Eski stadı Amerikalı bir fon satın almış, yıkıp yerine alışveriş merkezi ve rezidans yapacakmış. Bu sebepten Kadir Has Stadyumu’nu, bir kısmını Kadir Has’ın verdiği yardımlar ile beraber bu Amerikan fon şirketi yapmış.” Doğruluğunu bilemem ve teyit edemem ama helal olsun Sayın Kadir Has’a ve Amerikan fon şirketine, çünkü çok modern ve değerli bir yapıt. Zaten Sayın Kadir Has’ın yaşamı boyunca ne kadar yardımsever bir yurtsever olduğunu herkes biliyor. Dileğimiz, bu ülkeye daha nice Kadir Has’ların gelmesi…
Konya: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..” Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi. Türbesini ziyaret etmeden önce ne hissedeceğimi tahmin edemiyordum, açıkçası gördükten sonra da açıklamakta zorlanıyorum. Birçok cami, kilise, sinagog, türbe, eski eser ziyaretinde bulundum ama Mevlana’nın türbesi bende çok farklı bir iz bıraktı. Söylemlerinin bazılarını türbenin duvarlarında asılı görmek, o türbede bulunduğum sürede mevcut hayatımızı gözden geçirmeme sebep oldu. Eğerki gitmemiş olanlarınız varsa kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Eğerki yakınlarda ziyaret edemeyecekseniz o zaman kesinlikle bu websayfasını ziyaret ederek virtual tour yapabilirsiniz. Virtual Tour

Toplantılarım erken bitiyor ve Konya’dan dönmem için daha bir saatim var. Bu sürede Hamburg - Galatasaray maçı oynanıyor. Otelin resepsiyonuna maçı nerede izlebileceğimi soruyorum. Kayseri’den çok farklı değil, eğerki maçı izlerken bir bira istiyorsanız maçı otelin konferans odalarındaki dev ekrandan izlemek durumundasınız. Üniversite yakınlarında bazı yerlerde içkili servis oluyormuş ama gidersem uçağa yetişememe durumu var, bende bu sebepten otelde maçı izliyorum.
Maçı izlerken aklıma eskiden duyduğum bir istatistik takılıyor. Konya’nın kişi başına rakı tüketiminde, en üst sıralardaki illerden biri olduğunu okumuştum eskiden bir yerde, ama Mey İçki’nin Texas Pacific Group’a olan satışından sonra şirketin CEO’su Sayın Galip Yorgancıoğlu’nun bir demeci bunun bir şehir efsanesi olduğunu söylemişti diye hatırlıyorum.
O zaman Hazreti Mevlana tekrar aklımdan geçiyor, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..”
March 9, 2009 at 10:56 am · Filed under site admin
Teknik konularla ilgili konuşmayı sevmiyorum, bu sebepten bugüne kadar yaşadığınız teknik sorunlardan dolayı sizden özür dilerim. Bazı mac’lerde ve antivüris programları olanlarda yaşanan sıkıntıları bu hafta içinde çözmeyi ümit ediyorum.
“A technical objection is the first refuge of a scoundrel.”
Heywood Broun, American journalist
March 9, 2009 at 10:10 am · Filed under politics / economics
Her ne kadar benim sayfamda linki olsa da, okuduğum bazı yerlerinden alıntı yapmak istiyorum. Paul Krugman’ın dersindeki açılış sunumu, içinde bulunduğumuz mevcut ekonomik-finansal krizle ilgili çok enteresan. Buradan ulaşabilirsiniz
March 4, 2009 at 11:10 pm · Filed under politics / economics
CNN: “The International Criminal Court at the Hague issued an arrest warrant Wednesday for Sudanese President Omar Hassan al-Bashir for a five-year campaign of violence in Darfur…The ICC’s chief prosecutor, Luis Moreno-Ocampo, filed genocide charges against al-Bashir in July last year, accusing him of masterminding attempts to wipe out African tribes in the war-torn region with a campaign of murder, rape and deportation. About 300,000 people have died in Darfur, the United Nations estimates, and 2.5 million have been forced from their homes. “His victims are the very civilians that he, as a president, was supposed to protect,” Moreno-Ocampo said…” original article can be found here.
Dünya’nın gelişmiş ülkelerinin tarafsız kaldığı bir trajedi hikayesi: Darfur-Sudan. Peki kim bunu yapan adam? Türkiye’de medya kanalıyla El-beşir adını Sudan heyetlerinin, Türkiye’yi Ocak 2008 ve Ağustos 2008 ziyaretlerinden hatırlayabilir.
Ocak 2008: Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hassan Ahmet El Bashır ve beraberindeki heyet TBMM Başkanı Köksal Toptan‘ı Meclis’te ziyaret etti. Başkanlık Divanı Salonu’nda gerçekleşen görüşmede bir açıklama yapan TBMM Başkanı Toptan, “Dost ve kardeş ülke Sudan Cumhurbaşkanı, ülkemize hoşgeldiniz. Sizi TBMM‘de ağırlamatan büyük onur duyuyoruz” dedi.

Ağustos 2008: Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün herhangi bir açıklaması olmasa da, Türkiye’nin gösterdiği konukseverlik için teşekkür eden El-Beşir, “Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ikinci ülkesi Sudan’a davet ediyorum. İnşallah bu davete icabet edecektir” diye konuştu.
Peki, Türkiye gibi demokratik, laik ve modern bir ülkenin, Dünya’nın gözünde katil sıfatı taşıyan bir devlet lideri ile ne gibi bir ilgisi olabilir? Heralde Türkiye’nin talip olduğu islami doğu/güneyde liderlik için yapmış olduğu Orta Doğu / Afrika atılımlarının bir sonucu olabilir. 2001′de sayın dışişleri bakanı İsmail Cem, 2003′te sayın devlet bakanı Kürşat Tüzmen ve 2006′da sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan Sudan’da ziyaretlerde bulunmuş ve Türkiye-Sudan ilişkilerinin gelişmesi için rol oynamışlardı.
not: Sudan ve Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (ICC) tanımayan ülkelerdendir.
not 2: El-Beşir ile ilgili yedi suçtan dolayı bir tutuklama kararı çıkartılmış olsa da, soykırım suçundan dolayı bir suçlama bulunmamaktadır.
ps. Kara’nın websayfasında da bu konu ile ilgili bir blog bulunmaktadır. buradan ulaşabilirsiniz
March 4, 2009 at 4:34 pm · Filed under book review, politics / economics
Sayın Hrant Dink (19 Ocak 2007) AGOS Sayı: 564 - “…Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce…”
Sayın Ece Temelkuran’ın 2008 yılında yayınlanan Ağrı’nın Derinliği kitabı ilk yayınlandığında başlangıçta, çok ilgimi çekmemişti. Malum, kendisi Milliyet gazetesi’nde bir yazardı, ve köşe yazıları bana çok ilgi çekici gelmiyordu. Muhakeme kabiliyetine çok inandığım bir tanıdığım sayesinde kitabın çok güzel olduğunu öğrenince okuma kararı aldım. Kitap ile ilgili görüşlerimi kısaca özetlemek istiyorum.
1) Kitap hem bir mülakat, hem insanların hayatlarından hikaye kesitleri, hem yazarın karmaşık duygularını çok güzel ve akıcı bir üslup ile anlatıyor
2) Kitabın en can alıcı noktası, sorunların (bu durumda türk-ermeni ilişkileri) büyümesinde insanların üstlendikleri rolleri çok açık bir şekilde ifşa etmesi (türk milliyetçiliği vs ermeni diasporası)
sonuç: kesinlikle okunmalı
ps. Kara’nın Türk-Amerika-Ermeni ilişkileri ile ilgili yeni bir blogu var 3 Mart tarihli. buradan ulaşabilirsiniz.

Everest Yayınları
March 3, 2009 at 11:42 pm · Filed under travel
Biricik aşkım, mevcut sözlüm, müstakbel karım Eko ile beraber gittiğimiz bayram gezisindeki duraklarımızdan bir tanesi: Bernardus Lodge. Bernardus Lodge, yaklaşık olarak San Francisco’dan 200 km uzakta olan Carmel Valley’in dağ eteklerinde kurulu bir hotel/vineyard/restaurant/distinguished spa. burayı bize öneren Elif Bayoğlu & Ahmet Keyman’a çok teşekkürler!
Odalar inanılmaz (fiyatı pahalı bir geceliği dönemine göre US$500+). Her odada dağ manzarası, Bernardus’un kendi mahzeninden örnek şaraplar ve şömine! Keyifli bir günün ardından odada dinlenmek, güzel bir manzara ve şömine karşısında tembellik yapmak için ideal. Spa servisleri çok güzel..
Peki ne zaman geri gideceğim Bernardus’a? Umarım yarından da yakın… Carmel-by-the-sea ve Carmel Valley bence dünyanın en güzel yaşanacak yerlerinden…
Bernardus Lodge Official Website

March 3, 2009 at 11:26 pm · Filed under politics / economics
Demokrasinin ne olduğunu anlatmaya çalışacak kadar gücüm yok.. Özellikle bunu anlamak/duymak istemeyenlere.. Ama kısaca Türkiye’de ne yaşanıyorsa bir tez konusu olmalı ve yetkili, ehil ve muktedir kişiler tarafından dikkatle çalışılmalı.
En yeni popüler konulardan biri, yine kısa bir alıntı ile giriş yapalım, bu sefer TRT websayfasından - malum tarafsız medya (!): “Başbakan, Baykal’ın Sinop mitingindeki sözleri nedeniyle dava açacağını söyledi… sana çok iyi cevabı veririm. Ama siyaseti bıraktıktan sonra bu makamda değil. Ve bu makamı bana emanet eden milletime bu denli saygısızlık eden bir insana hukuk devletinde yasal hakkımı götürürek, hukuka götüreceğim o ayrı mesele.”
Eğerki sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirmek istiyorsanız, bunun için çok şansınız yok. malum:
1 - Espriyle karışık? no! Leman’ın başına gelenleri hatırlatmak için bir küçük alıntı daha - bu sefer yandaş medya Sabah’tan: “Leman dergisine fotomontaj tazminatı - Başbakan Erdoğan, yayımladıkları fotomontaj fotoğraf ile “kişilik haklarına saldırıldığı” gerekçesiyle açtığı davada, Leman dergisinden, 4 bin YTL tazminat kazandı.”
2 - Darbe girişimi? No! Ergenekoncu ekip ile ilgili olarak alıntı yapmıyorum, malum hergün her gazetede bunlarla ilgili yazılar mevcut. En sert yazılar genellikle düşman medya Radikal ile bağımsız (!) medya Taraf tarafından yazılanlar
3 - Parti için muhalefet? No! Sayın Abdüllatif Şener’in mevcut durumu ile ilgili alıntı yapmıyorum, sadece kendisi AK Parti’den ayrıldıktan sonra doktora tezi ile ilgili bir kitap yayınladı ve o kadar….
4 - Diğer partilerden muhalefet? No! Sayın Deniz Baykal’ın konuşmalarından sonra hukuki prosedürün başlaması ile alakalı olarak yazının başındaki alıntı
5 - Lüzumsuz üçüncü şahıslardan muhalefet? No! Sayın David Ignatius’un yapmış olduğu fiziksel muhalefet gafletinin sonucunda - one minute!
O zaman özetle, bugün AK parti büyük bir çoğunlukla seçimi kazandığı için mi sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a muhalefet yapılamıyor? Yoksa bizim içimizde muhalefeti / açık diyaloğu / tartışmayı / fikir teattilerini kaldıramayan, geçmişimizden gelen dogmaları tartışmamızı engelleyen, sanki koşmaya çalışan bir insanı zincirle bağlamış olan birşey mi var? Bizim kültürümüzde farklıyı sorguluyor muyuz, yoksa sorgulamadan yargılıyor muyuz?
cevap: hoşgörü (ve sadece bizden olanlara değil!)
March 3, 2009 at 12:28 am · Filed under politics / economics
Türkiye’de kriz var mı?
Teğet mi geçiyor yoksa ortadan mı?
Bence bu soruların cevabı çok basit ama buna değinmeden önce küçük bir alıntı: from ny times: “The final bill includes $507 billion in spending programs and $282 billion in tax relief, including a scaled-back version of Mr. Obama’s middle-class tax cut proposal, …”
Görüldüğü gibi, Amerika’da yeni geçen stimulus paketinin $282 milyar’lık kısmı vergilerde yapılan bir indirim yoluyla yapılıyor ve toplam paketin % 35.7’sine tekabül ediyor. Kalan kısımı ise Amerikan devleti tarafından yapılacak yatırımlar sayesinde amerikan ekonomisindeki çarkların dönmesi ümit ediliyor.
Gelelim Türkiye’ye. En çok konuşulan ve gündemden düşmeyen en önemli paket: IMF ile anlaşma yapıl(ama)ması. Genel görüş seçim öncesi kamu harcamalarının kısılmaması için hükümet tarafından seçim sonrasına ertelenmesi. Kamu harcamalarının kötü olduğuna inanmıyorum, özellikle sosyal içerikli harcamalar konusunda (gerek işsizliği düşürmek amaçlı, gerekse ihtiyacı olanlara sağlık, eğitim, aş gibi temel sosyal yardımların yapılması).. Ama bilinen bir gerçek: Türkiye’de yolsuzluk, politik ahlak bozukluğu ve yerel yönetimlerde suistimaller, harcamaların seçim yatırımı mı yoksa gerçekten Türkiye için faydalı olacak olan yatırımlara mı dönüşeceği konusunda gerçekten soru işaretleri bırakıyor. (örnek: Istanbul’daki metrobüs vs Tunceli’deki çamaşır makinaları)
(bence) Peki yapılması gerekenler neler? ve ne kadar büyük? Yaklaşık olarak gereken stimilus package (ekonomik yardım paketi) olarak %3-5 GSMH kadar ise $600 milyar üzerinden yaklaşık olarak $18-30 milyar gibi bir rakamdan bahsediyoruz.
kısa dönem
1) Vergi indirimi: ÖTV ve KDV oranlarında yapılacak indirimler ile talep canlanması sağlanabilir (ve arz tarafında maliyetlerin düşürülmesi ile firmaların performanslarına gelecek canlılık ($10 milyar çıkış) 2) Kamu harcamalarında artış. 50% yatırım harcamalarına böylece yol, baraj, enerji santrali ile demir-çelik-çimento vs talebi artacak ve işsizlik azalacak ($5 milyar çıkış). 50% kamu çalışanlarına direkt olarak gelecek olan bir maaş artışı böylece harcamaların artması için gerekecek talep canlanmasına ulaşılmış olacak ($5 milyar çıkış). 3) IMF ile anlaşma ($30 milyar giriş)
uzun dönem
4) Gerçekten yapısal reformları kriz zamanlarında gerçekleştirmek fazla riskli gözükebilir, ama krizle beraber fırsatlar yaratılır. Bu reformların hız kazanması (ki ancak seçim sonrası gibi duruyor) ile ileride çıkış hızlanabilir
Peki kriz derinleşiyor mu? Kişisel olarak sadece TÜİK rakamlarını, insanlarla olan konuşmalarımı ve anektodları baz alabilirim. Sorunun cevabı basit (yazının başında da söylemiştim): kesinlikle evet. Kapasite kullanım / sanayi üretimi / işssizlik oranları Türkiye’nin zaten negatif olan görünümü konusunda daha da kötümser olmama neden oluyor.. Tek ümidim, bu ülkenin her krizden sonra ciddi büyümeler kaydederek çıkması. Ama bu seferki ekonomik kriz uzun bir L şeklinde olacak gibi duruyor ve ekonomistlerin bahsettiği global ekonomideki Japon stili yavaş veya sıfır büyümenin olası olduğu bir dönemde, Türkiye’nin önlem alması ve bunları acilen gerçekleştirmesi gerekiyor. Netekim, kaybedilen hergün, işini ve huzurunu kaybeden bir kişi / bir aile daha demek..
March 2, 2009 at 11:10 pm · Filed under book review
10 farklı bölümde, 10 farklı konunun ele alındığı ve her bölümünde neoliberal düzenin ekonomik ve finansal politikalarını anlatan enteresan bir referans kitabı. Annemin kuzeni sayın Hayri Kozanoğlu (mevcut ÖDP genel başkanı) tarafından kaleme alınmış (diğer yazarlar: Nurullah Gür, Barış Alp Özden). En güzel tarafı ise benim şu anda patronum olan Private Equity’ler hakkında yazdıkları: “deregülasyon, serbestleşme, girişim özgürlüğü çığırtkanlığı arasında kapitalizm kendi yarattığı canavarı ehlileştirme çabası içerisinde. Herhalde daha hayırlısı, bu yaratığın neslinin tükenmesi…” Umarım benim hayrım için private equity’lerin nesli tükenmez
Lehman’ın çökmesi ile hızlanan, serbest piyasa ekonomisinin geçirdiği çalkantılı dönemde, bir çok neoliberal konu üzerine olan kısa yazılar kesinlikle eğlenceli ve bilgilendirici.

İletişim yayınları